|
| |
TANIMA ve TENFİZ DAVALARI:
A- GİRİŞ:
Yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları gurbetçi olarak adlandırılsalar da
yerleştikleri ülkelerde artık işyerlerinde o ülke vatandaşlarının çalıştığı, o
ülke vatandaşlarıyla evlilikler yaptıkları da düşünüldüğünde gurbetçi sıfatının
pek kalmadığı görülecektir.
Her ne kadar durum böyle olsa da sonuçta halen Türk vatandaşı oldukları için
yaşadıkları ülkede yapılan hukuku işlemlerin, o ülke mahkemelerinin vermiş
olduğu kararların Türkiyede hüküm ve sonuç doğura bilmesi için Tanıma ve Tenfiz
davalarına ihtiyaç duyulmaktadır.
B- TANIM:
a. Tanıma:
Yabancı bir mahkeme kararının tanınması, onun kesin hüküm kuvvetinin ülkeye de
teşmili anlamına gelir. Yabancı kararın hukuki neticeleri, yabancı mahkeme
devletinin hukukuna göre tayin edilir. Mahkeme devletinin hukuku ayrıca
özellikle kesin hüküm kuvvetinin maddi ve şahsi şümulü tespit eder.(MÖHUKm.34/1)
Tanınmayan veya tanınmaya ehil olmayan yabancı bir mahkeme kararı, bir mahkeme
ilamı olarak her hangi bir hukuki etkiye sahip olamaz. Bununla beraber hukuki
manadan da tamamen mahrum sayılamaz, her hangi bir ihtilafta ispat vasıtası
olarak hizmet edebilir. [1]
b. Tenfiz:
Yabancı bir mahkeme kararının tenfizi ise onun icra edilebilirliği demektir.
Yani ilamın yerine getirilmesi ile ilgilidir. Tanımada icra değil o ilamdan
kesin delil veya kesin hüküm olarak yararlanma durumu vardır.
C- TANIMA VE TENFİZ DAVALARINA GENEL BAKIŞ:
a. Tanıma ve Tenfiz davaları mutlaka usulüne uygun davetiyeyle birlikte açılacak
duruşma yapılarak görülür, evrak üzerinden karar verilemez.
b. Dava basit usule tabidir.
c. Adli tatilde de görülebilir.
d. Davacının Türkiyede ikametgahı yoksa teminat göstermesi gerekmektedir.
Teminat miktarını hakim takdir edecektir. Ancak karşılıklılık anlaşmasında bu
konuda muafiyet varsa teminat şartı aranmaz.
e. Yetkili mahkeme Davalının ikametgahı (Nüfusa kayıtlı olunan yer ikametgaha
karine olarak kabul edilmektedir.) ; Türkiyede ikametgahı yoksa sakin olduğu
yer mahkemesi, bu dahi yoksa Ankara, İstanbul, İzmir mahkemeleri yetkilidir. (Bu
üç ilden istediği birinde açılabilir.)
f. Görevli mahkeme Aile Mahkemesidir. (Aile mahkemesi bulunmayan yerlerde Asliye
Hukuk Mahkemesi)
D- TANIMA VE TENFİZ DAVALARININ FARKI:
Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında karşılıklılık esasına
dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların
tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması sartı
ve
O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren
mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede temsil
edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve bu
kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk
Mahkemesine itiraz etmemiş olması şartları
Tanımada aranmaz.
E- TANIMA VE TENFİZ DAVALARINDA ÖN ŞARTLAR:
Madde 34 - Yabancı mahkemelerden hukuk davalarına ilişkin olarak verilmiş ve o
devlet kanunlarına göre kesinleşmiş bulunan ilamların Türkiye'de icra
olunabilmesi yetkili Türk Mahkemesi tarafından tenfiz kararı verilmesine
bağlıdır.
a- Yabancı mahkemeler tarafından verilmiş bir ilam olmalıdır:
Madde her ne kadar tenfizden bahsetmekte ise de tanıma için de geçerlidir.
Yine maddede belirtildiği üzere mahkeme tarafından verilmiş bir karar
olmalıdır. Yurt dışında bazen görülmekte olan kilise gibi mahkeme sıfatı olmayan
idari birimlerin verdiği kararlar bu madde kapsamı dışındadır. Yargıtay 2.HD
13.04.1995 tarihli kararında Kopenhag Belediyesi tarafından verilen boşanma
kararının Türkiyede yerine getirilmesi istemini de bu gerekçeyle mümkün
görmemiştir. Yine aynı doğrultuda:
Kophenag valiliğince düzenlenmiş boşanma belgesinin mahkeme kararı olduğu
kabul edilerek mahkeme kararının tanınarak tenfizi ve nüfus kaydına boşanma ile
ilgili şerh verilmesine karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı
bulunmuştur. (Yargıtay 2. HD. 28.12.1998 tarih; 1998/12495 E; 1998/14188 K) [2]
b- Kesinleşme Şartı:
Dava konusu ilamın şekli ve maddi anlamda kesinleşmiş olması gerekir. Kesinleşme
hususu Türk Hukukuna göre değil dava konusu ilamı veren ülke hukukuna göre
belirlenecektir.[3]
yerine getirilmesi istenen kararı veren devletin kendi kanunlarına göre
kesinleşmesi ön koşuluna bağlıdır. (Yargıtay 14. HD. 30.09.1985 tarih;
1985/5537 E; 1985/7505 K)
c- İlamın Hukuk Davalarına İlişkin Olması Gerekir:
İlamın Hukuk davalarına ilişkin olup olmadığı tespit edilirken lex fori
ilkesiyle belirlenecektir. Ceza, idare vs yönelik kararlar bu davanın konusu
olamaz. Ancak yabancı mahkeme ilanı esas olarak bir ceza davasına ilişkin
olmakla birlikte kişisel haklarla ilgili hükümler de içermekte ise MÖHUK 34/2 m
gereğince ilamın sadece bu kısmı dava konusu edilebilir.
Madde 34/2: Yabancı mahkemelerin ceza ilamlarında yer alan kişisel haklarla
ilgili hükümler hakkında da tenfiz kararı istenebilir.
d- Yabancı İlamın Türk Mahkemelerinin Münhasır Yetkisine Girmeyen Bir Konuda
Verilmiş Olması Gerekir:
Madde 38/b: İlamın Türk Mahkemelerinin münhasır yetkisine girmeyen bir konuda
verilmiş olması,
Bu çalışma Aile Hukuku ile sınırlı kalındığı için diğer hukuk dallarına girmeden
maddenin boşanma ve ayrılık davaları yönünden değerlendirilmesi yapılacaktır.
Boşanma ve ayrılık davaları münhasır Türk mahkemelerinin yetkisine giren bir
konu olmadığı için burada bir sorun yoktur.
e- Dava Konusu Yabancı İlamın Türk Kamu Düzenine Açıkça Aykırı Olmaması Gerekir:
Uygulamada en sık karşılaşılan sorunlardan biri hangi kararların Türk kamu
düzenine açıkça aykırılık teşkil edeceğidir.
Burada sorun Kamu Düzeni kavramından ne anlaşılması gereğidir.
Anayasa Mahkemesi:
"
.kamu düzeni" deyimi; toplumun huzur ve sukununun sağlanmasını,
devletin ve devlet teşkilatının korunmasını ifade etmektedir ve dış ve iç
tehlikelere karşı devlet varlığının muhafazası
. (10/02/1976 T;1975/200 E;
1976/9 K)
Yargıtay:
Türk Hukukunun emredici hükümlerinin dikkate alınmaması veya yanlış
uygulanması tek başına mahkeme kararının tanınması veya tenfizini engelleyici
bir sebep olarak görülemez. Türk kamu düzeni, Türk Hukuk düzeninin temelini
teşkil eden ve kendisinden vazgeçilemeyecek değerlerinin korunması için sadece
kamu düzenine aykırılığı aşikar olan olaylara münhasır olduğunun kabulü gerekir.
Tenfizi istenen yabancı ilamda bu anlamda açıkça kamu düzenine aykırılıkta
yoktur
... (2. HD. 04.11.2004 T; 2004/10683 E; 2004/13120 K)
Kamu Düzeni İlkesinin Değerlendirilmesi bakımından bazı Yargıtay İçtihatları:
Taraflar Amsterdam bölgesi Altıncı Asliye Hukuk Hakimliğinin kararı ile
boşanmış, karar 20.9.2002'de kesinleşmiştir. Toplanan delillerden eşlerin hem
Türk, hem de Hollanda vatandaşı olduğu ve yargılama sırasında Hollanda
yasalarının uygulamasını istedikleri anlaşılmaktadır. Boşanma sebepleri ve
hükümleri eşlerin müşterek hukukuna tabidir. (2675 sayılı Yasanın 13. maddesi)
Eşler yargılama sırasında Hollanda hukukunun uygulanmasını seçtiklerine göre,
Hollanda hukukunun uygulanmasında isabetsizlik yoktur. Uygulanan hukukun Türk
kamu düzenine aykırı bir yönü de yoktur. (1675 sayılı Yasanın 38/c maddesi)
Yargılamanın yapılmasına yönelik usul kuralları da hakimin kanununa tabidir.
(lex fori) Gerçekleşen bu durum karşısında davanın kabulü gerekirken yazılı
şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır
.(2. HD. 21.01.2003 T;
2003/13829 E; 2003/719 K)
***
2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanunun 40.
maddesi; yabancı mahkeme ilamının kısmen veya tamamen tenfizine karar
verilebileceğini hükme bağlamıştır. Yabancı boşanma ilamında müşterek çocuk
Berkant ile Gamze'nin velayetleri anne ve babaya birlikte verilmiştir. Evlilik
devam ettiği sürece ana baba velayeti birlikte kullanırlar. Boşanma veya
ayrılığa karar verilmesi halinde hakim, velayeti eşlerden birine vermesi
gerekmektedir. (MK.m.336) Velayet düzenlemesi kamu düzeni ile ilgilidir. Yabancı
mahkemenin çocukların velayetini anne babaya bırakması Türk Medeni Kanununa
aykırıdır. (MÖHUH. m. 38/c) Gerçekleşen bu durum karşısında ilamın velayete ait
kısmı hakkındaki tenfiz isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm
kurulması usul ve yasaya aykırıdır
. (2. HD 20.03.2003 T; 2003/2818 E;
2003/3889 K)
***
.2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanununun 38/c
maddesinde tenfizi istenilen ilamın kamu düzenine açıkça aykırı olmaması
gerektiği hükme bağlanmıştır.
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 308/1. maddesindeki hükme göre evlat
edinilenin, evlat edinenden en az onsekiz yaş küçük olması şarttır.
Aynı Kanunun 313. maddesi gereğince ise, ergin veya kısıtlının evlat
edinebilmesi için evlat edinenin alt soyunun bulunmaması gerekmektedir.
Evlat edinme ehliyet ve koşulları kamu düzenine ilişkindir.
Dosyada mevcut nüfus kayıt örneklerinden, davalılardan Hulusi Işıtan'ın
01.01.1963, Hediye Işıtan'ın 01.07.1963 doğumlu oldukları, 03.09.1980 doğumlu
olan evlat edinilen davacı Serkan Acar ile aralarındaki yaş farkının onsekiz
yıldan az olduğu, ayrıca evlat edinenlerin Ömer Onur, Öznur ve Gökay adlı
çocuklarının bulunduğu anlaşılmaktadır.
Mahkemece, tenfizi istenilen yabancı mahkeme kararının Türk Medeni Kanununun
308. ve 313. maddesindeki şartları taşımadığından Türk kamu düzenine aykırı
olduğu hususu dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı
şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırıdır
. (2. HD. 20.09.2004 T;
2004/9169 E; 2004/10282 K)
***
Taraflar; İngiltere'nin Barnet Bölge Mahkemesinin 28.02.2003 günlü kararı ile
boşanmış, karar 16.05.2003 tarihinde kesinleşmiştir. Yabancı mahkemeden verilen
kararın onaylanmış aslı ve tercümesi de dilekçeye eklenmiştir. ( 2675 SK. md. 37
) Tenfizi istenen karardan davalının o yer kanunları uyarınca hükmü veren
mahkemeye çağrıldığı anlaşılmış ve bu yönde tenfize de karşı çıkmamıştır. ( 2675
SK. md. 38/d )
***
Mahkemece; tenfizi istenilen kararın kamu düzenine aykırı olduğu da gerekçe
gösterilerek ret hükmü kurulmuştur. Türk hukukunun emredici hükümlerinin dikkate
alınmaması veya yanlış uygulanması mahkeme kararının tanınması veya tenfizine
engel teşkil etmez. Türk kamu düzeni, Türk hukuk düzeninin temelini teşkil eden
ve kendisinden vazgeçilemeyecek değerlerin korunması için sadece kamu düzenine
aykırılığı aşikar olan değerlere mühhasır olduğunun kabulü gerekir. Tenfizi
istenen yabancı ilamda bu anlamda kamu düzenine açıkça aykırılık da yoktur
.
(2. HD. 16.03.2005 T; 2005/1149 E; 2005/4090 K)
f- Yabancı İlamın Kanunlar İhtilafı Kurallarına Uygun Olması Gerekir:
Madde 38/e: Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamda Türk kanunlar
ihtilafı kuralları gereğince yetkili kılınan hukukun uygulanmamış ve Türk
vatandaşı olan davalının tenfize bu yönden itiraz etmemiş olması.
Madde 13: Boşanma ve ayrılık sebepleri ve hükümleri eşlerin müşterek milli
hukukuna tabidir.
Eşler ayrı vatandaşlıkta iseler müşterek ikametgah hukuku, bulunmadığı takdirde
müşterek mutad meskenleri hukuku, bunun da bulunmaması halinde Türk hukuku
uygulanır.
Geçici tedbir niteliğinde olmayan boşanma ve ayrılıkla ilgili nafaka talepleri
boşanma ve ayrılık hakkında yetkili olan hukuka tabidir.
Türk vatandaşı olan davalının tanıma ve tenfize bu nedenle itiraz etmiş olması:
Kanun koyucu Türklerin kişi hallerine ilişkin yabancı ilamların tanıma ve
tenfizi isteklerinin reddi için Türk kanunlar ihtilafı kurallarına göre yetkili
olan hukukun uygulanmamış olmasını yeterli görmemiş, bu hususun ayrıca bir
itiraz olarak davalı (Türk vatandaşı) tarafından ileri sürülmüş olması koşulunu
aramıştır. Dolayısıyla böyle bir itiraz yok ise hakim bu hususu resen
inceleyemeyecek, diğer şartların da mevcut olması halinde tanıma veya tenfiz
isteminin kabulüne karar verecektir.[4]
F- YABANCI İLAMLARIN TENFİZİNE İLİŞKİN ŞARTLAR:
a- Karşılıklılık İlkesi:
Madde 38/a: Türkiye Cumhuriyeti ile ilamın verildiği Devlet arasında
karşılıklılık esasına dayanan anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden
verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili
uygulamanın bulunması,
İki devlet arasında bu konuda bir anlaşma ya da böyle bir anlaşma olmasa dahi
fiilen tenfize dair bir uygulama varsa veya yabancı ülke yasalarında ilamlarının
tenfizine ilişkin bir hüküm varsa (Alman Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu)
yabancı mahkeme ilamı tenfiz edilebilir. Bu durumun olup olmadığı konusunda
mahkemece Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğüne müzekkere yazılarak
sorulmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti ile bu konuda arasında karşılıklılık esasına dayanan anlaşma
veya fiili durum bulunan bazı devletler[5]:
İtalya
Romanya
Tunus
KKTC
Avusturya
Irak
Polonya
Ürdün
Cezayir
Azerbaycan
Hollanda
Arnavutluk
Çin
Gürcistan
Rusya
Ukrayna
Suriye
İsviçre
İran
İngiltere
Tacikistan
b- Savunma Hakkına Uyulmuş Olması:
Madde 38/d: O yer kanunları uyarınca, kendisine karşı tenfiz istenen kişinin
hükmü veren mahkemeye usulüne uygun bir şekilde çağrılmamış veya o mahkemede
temsil edilmemiş yahut bu kanunlara aykırı bir şekilde gıyapta hüküm verilmiş ve
bu kişinin yukarıdaki hususlardan birine dayanarak tenfiz istemine karşı Türk
Mahkemesine itiraz etmemiş olması,
Milletlerarası usul hukukunda yargılama genel olarak lex for ye tabi olduğundan
kendisine karşı tenfiz istenen kişinin hükmü veren (yabancı) mahkemeye çağrılma,
orada temsil edilme şeklinin hukuka uygun olup olmadığı o yer kanununa göre
tespit edilecektir. Ancak, MÖHUK tenfiz hakiminin bu husustaki inceleme
yetkisini aleyhine tenfiz istenen şahsın (davalının) itirazına bağlı tutmuştur.
Burada Türk usul hukukunun temel ilkelerine uygunluk değil, kararın verildiği
yer (Devlet) usul kanunlarına uygunluk hususu incelenmek gerekecektir. İnceleme
sonucunda yasal kurallara aykırı bir yargılama yapıldığı saptandığında MÖHUK
38/d hükmü uyarınca tenfiz davasının reddine karar verilmelidir.[6]
KAYNAKÇA:
TUTUMLU Mehmet Akif; Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku; Ankara 2005
NOMER Ergin; Devletler Hususi Hukuku İstanbul 1998
RUHİ Ahmet Cemal: Gerekçeli- Açıklamalı- Yargıtay İçtihatlı Milletlerarası Özel
Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun; Ankara 2003
[1] Ergin NOMER: Devletler Hususi Hukuku s:383
[2] Ahmet Cemal RUHİ: Gerekçeli- Açıklamalı- Yargıtay İçtihatlı Milletlerarası
Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun; s:396
[3] M. Akif TUTUMLU: Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku; s:1341
[4] M. Akif TUTUMLU; Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku; s:1360
[5] Devletler sadece örnek olarak verilmiştir. Bunlarla sınırlı değildir.
[6] M. Akif TUTUMLU; Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku; s:1371
( Yukardaki makale Türk Hukuk Sitesi'nden alınmıştır.)
|