|
5092 SAYILI ve 12.2.2004 TARİHLİ İCRA VE
İFLAS KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUNUN GETİRDİĞİ YENİLİKLER
Av.Talih Uyar
4949 sayılı kanun ile 17.7.2003 tarihinde
İcra ve İflas Kanununda gerçekleştirilen değişikliklerden sonra, özellikle
kanunun 88. maddesinin ikinci fıkrasının son cümlesinin üçüncü şahsın
elinde bulunan taşınır mallar haczedilince, alacaklının muvafakati ve üçüncü
şahsın kabulü halinde, üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılır şeklinde ve
128 a maddesinin ikinci fıkrasının da kesinleşen kıymet takdirinin
yapıldığı tarihten itibaren bir yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri
istenemez şeklinde -İcra ve İflas Kanununda yapılacak değişiklikleri tesbit
ederek bir taslak halinde Adalet Bakanlığına sunmuş olan Komisyonun
görüşünün aksine- değiştirilmiş olmasının, kamuoyunda yoğun tepkilere neden
olması üzerine (Bknz: PEKCANITEZ, H. 4949 Sayılı Kanunla, İcra Hukukunda
Yapılan Değişikliklerin Değerlendirilmesi(Tür. Bar. Bir. Der. Kasım/Aralık
2003, s:147 vd., s.152 vd. UYAR, T. 4949 Sayılı 17.07.2003 Tarihli İcra
ve İflas Kanunun Getirdiği Yenilikler (Tür. Bar. Bir. Der. Kasım/ Aralık
2003, s:172 vd., 180) bu maddeleri yeniden değiştirmek ve bu arada
sermaye şirketleriyle kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden
yapılandırılmalarına dair yeni hükümleri de kanuna ilave etmek amacıyla
yeniden İcra ve İflas Kanununda değişiklik yapılması çalış-malarına
başlanmıştır. Bu çalışmalar sonucunda Adalet Bakanlığı tarafından;
17.7.2003 tarihli ve 4949 sayılı İcra ve
İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun 30.7.2003 tarihli ve 25184
sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Sözkonusu kanunla
özellikle konkordatoya ilişkin pek çok maddede değişiklik yapılarak ve Türk
hukukuna yeni kurum ve kavramlar getirilerek, ödeme güçlüğü içinde
bulunmakla birlikte durumunu düzeltebilecek olan şirketlerin faaliyetlerine
devam etmelerine imkan sağlanmak istenmiş; ancak bu yapılırken, alacaklı ile
borçlunun menfaatleri arasındaki hassas dengenin korunmasına dikkat
edilmiştir.
Ekonominin etkin ve verimli olarak
işleyebilmesi için, her şeyden önce, işletmelerin çalışmaları, borçlarını
ödeyebilecek ve alacaklarını tahsil edebilecek durumda olmaları lazımdır.
4949 sayılı kanun, ekonomideki dalgalanmalar nedeniyle zor duruma düşen
borçluları korumak amacıyla yeni bazı imkanlar sağlamış ve mevcut imkanları
işler hale getirmişse de, Dünyada son yıllarda bu konuda gerçekleşen
gelişmeleri karşılayacak bir kurumsal düzenleme gerçekleştirilememiştir.
Alacaklı ile borçlu arasındaki hassas dengeyi gözeten, öngörülebilir ve
şeffaf bir icra ve iflas hukuku, zor durumda bulunan şirketler için etkili
bir çıkış yolu sağlayarak veya onların yeniden yapılandırılmalarına olanak
vererek ticari yükümlülüklerin yerine getirilmesindeki aksamalardan
kaynaklanan sakıncaları en aza indirger ve böylece ticari ilişkilerin ve
finansal sistemin istikrar içinde devam edip gelişmesinde yaşamsal bir rol
oynar.
Ekonomik koşullardaki beklenmedik
değişiklikler nedeniyle, aslında ekonomik varlıklarını devam ettirmesi
mümkün olan sermaye şirketleri, muaccel para borçlarını ödeyemedikleri için
faaliyetlerini durdurmak tehlikesiyle karşı karşıya kalabilirler. Bu tehlike
borçluları olduğu kadar alacağını tahsil edememe durumuyla karşı karşıya
kalan alacaklıları ve işini kaybetme tehlikesine maruz kalan işçileri de
tehdit etmekte, bu tehdit sonuçta bölgesel veya milli ekonomiyi
etkilemektedir. Bu gibi durumlarda, ekonomik varlığını devam ettirebilme
imkanı olan sermaye şirketlerinin yeniden yapılandırılarak ekonomik
hayatlarına devam etmelerini sağlamak herkesin yararınadır.
Bu çerçevede sermaye şirketleri ile
kooperatiflerin alacaklılarla uzlaşarak borçlarını ve gerekiyorsa buna bağlı
olarak, yapısal organizasyonlarını koşullara adapte etmek suretiyle
faaliyetlerine devam etmelerini sağlamak amacıyla bu Tasarı hazırlanmıştır
ş e k l i n d e k i g e r e k ç e ile -ikisi yürürlük maddesi olmak üzere- 8
maddelik bir değişiklik tasarısı TBMM.ne -12.3.2003 tarihinde- sunulmuştur.
Bu tasarı, TBMM Adalet Komisyonu tarafından
-oyçokluğu ile- benimsenerek TBMMnce -ikisi yürürlük maddesi olmak üzere-
13 madde halinde 12.2.2004 tarihinde kabul edilerek kanunlaşmış ve daha
sonra 21.2.2004 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.
5092 kanun numarasını alan bu kanun ile; İcra ve İflas Kanununun 8
maddesinde değişiklik yapılmış ve ayrıca kanuna -ikisi geçici maddelere
ilişkin olmak üzere- yeni 13 madde eklenmiştir
Bu genel açıklamalardan sonra, şimdi 5092
sayılı yeni kanun ile, 2004 sayılı kanunda yapılan değişikliklere -kanunun
hazırlık çalışmaları sırasında yapılan görüşmeler ve kanuna ait Genel
Gerekçe ile Madde Gerekçelerinden yararlanarak- değinelim.
I-Kanunun 88inci maddesinin ikinci
fıkrasının sonuna -4949 sayılı kanun ile- eklenen yeni hükümle,
-İcra ve İflas Kanununun 88inci maddesinin
ikinci fıkrasına eklenen hükümle üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır
malların haczedilmesi durumunda, alacaklının muvafakatı ve üçüncü şahsın
kabulü halinde üçüncü kişiye yediemin olarak bırakılacağı öngörülmüştür.
Halbuki, bu maddeye ait 4949 sayılı kanundaki değişiklik gerekçesinde
alacaklı muvafakat etmezse, üçüncü kişinin elinde bulunan taşınır malların
da haczedilip, üçüncü kişinin elinde bırakılmayarak muhafaza altına
alınacağı şeklindeki uygulamaya son verilmesinin amaçlandığı
belirtilmiştir. Bu nedenle; kanunun ikinci fıkrasına eklenen bu yeni hükmün
yazılış (ifade ediliş) şekli, maalesef bu hükmün kanuna ekleniş amacına
uygun olmamıştır. Çünkü, bu hükmün karşıt anlamından (mefhumu muhalifinden)
üçüncü şahsın elinde bulunan taşınır mallar haczedilince, alacaklının
muvafakat etmemesi halinde üçüncü şahsa yediemin olarak bırakılamayacağı
anlamı çıkmaktadır ki, böyle bir yorum, maddenin gerekçesinde belirtilen
açıklama ile bağdaşmamaktadır. Bu hüküm komisyonda yalnız üçüncü kişinin
elinde bulunan menkul mallar haczedilince, kabulü halinde üçüncü şahsa
yediemin olarak bırakılır şeklinde düzenlenmişken, her nasılsa Adalet
Bakanlığınca TBMM.ne sunulan Tasarıda (ve kabul edilen kanunda); üçüncü
şahsın elinde bulunan taşınır malların haczedilmesi durumunda, alacaklının
muvafakatı ve üçüncü şahsın kabulü halinde üçüncü şahsa yediemin olarak
bırakılır şeklinde ifade edilmiştir. 4949 sayılı kanun ile 88. maddenin
ikinci fıkrası bu şekilde değiştirildikten sonra, kamuoyunda yeni düzenleme
şeklinin hatalı olduğunun yoğun biçimde ifade edilmesi üzerine, Adalet
Bakanlığı hazırladığı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair
yeni Kanun Tasarısında alacaklı muvafakat etmezse üçüncü kişinin elinde
bulunan taşınır malların da haczedilip, üçüncü kişinin elinde bırakılmayarak
muhafaza altına alınacağı şeklinde(ki) uygulamaya son verilmesi
amaçlanmıştır biçimindeki gerekçeyle, İİK. nun 88. maddesinin ikinci
fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan alacaklının muvafakatı ve üçüncü
şahsın ibaresinin madde metninden çıkarılmasına dair maddede değişiklik
yapılmasını önermiş, bu öneri TBMM Adalet Komisyonu tarafından da -oyçokluğu
ile- kabul edilmişken, maalesef TBMM.ndeki görüşmeler sırasında 88. maddeye
ilişkin değişiklik teklifi benimsenmemiş ve böylece bu madde, 4949 sayılı
kanun ile değiştirilmiş şekliyle aynen yürürlükte bırakılmıştır. Kanımızca
88. maddenin -4949 sayılı kanun ile- kavuştuğu yeni şeklini tasvip etmek
mümkün değildir. Bu hüküm hayatın olağan akışına, eşyanın tabiatına aykırı
bir düzenleme getirmiştir. Üçüncü kişinin elinde bulunan malların
zilyetliğin mülkiyete karine olduğunu belirten MK.nun 985. maddesi
uyarınca, üçüncü kişiye ait olması hayatın olağan akışına uygundur.
Alacaklının bu kuralın tersini ileri sürerek, borçlunun borcundan dolayı,
üçüncü kişideki malları da muhafaza altına aldırması, hem kendisinin hem de
İİK. 5 uyarınca Devletin sorumluluğuna neden olabilecek bir davranıştır.
Bakalım uygulama, bizim endişelerimizi haklı gösterecek mi?
II-Kanunun 114üncü maddesinin ikinci
fıkrasının ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle;
Kanunun 115 ve 116ncı maddelerinde yapılan
değişikliklere uygun olarak, taşınırların satışı için yapılacak ilanda
bulunması gereken hususlar tekrar düzenlenmiştir.
4949 sayılı kanunla yapılan yeni düzenlemeye
göre ilanın yurt düzeyinde yayınlanan bir gazete ile yapılmasına karar
verilmesi halinde bunun ne şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. Bu bağlamda,
uygulamada tirajın belirlenmesi bakımından sorunlar çıktığından, hangi
tarihteki tirajın esas alınacağı, bu ilanın satış talebi tarihinde yurt
düzeyinde tirajı en yüksek beş gazeteden biriyle yapılacağı şeklinde
düzenlenerek durum açıklığa kavuşturulmuştur.
5092 sayılı kanun ile 114üncü maddenin
ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan yurt düzeyinde tirajı en
yüksek beş gazeteden ibaresi tirajı ellibinin üzerinde olan ve yurt
düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden şeklinde değiştirilmiştir.
III-Kanunun 128/a maddesinin ikinci
fıkrasının birinci cümlesinde yapılan değişiklikle;
-128inci maddenin ikinci fıkrasının son
cümlesinde kesinleşen kıymet takdiri için iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet
takdiri istenemez şeklinde yer alan hüküm -4949 sayılı kanun ile- kanuna
yeni eklenen 128 a maddesine ikinci fıkra olarak -ve bu cümledeki iki
yıllık süre bir yıla indirilerek- kesinleşen kıymet taktirinin yapıldığı
tarihten itibaren bir yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemez
şeklinde ilave edilmiştir. Ancak hemen belirtelim ki yeniden kıymet takdiri
istenme süresi nin iki yıldan bir yıla indirilmesi isabetli olmamıştır.
Kamuoyunda yapılan yoğun eleştiriler karşısında, Adalet Bakanlığı
hazırladığı yeni tasarıda bu hükmün yeniden kıymet takdirinin
istenebilmesi için taşınır ve taşınmaz ayrımı yapılmadan 1 yıllık süre
belirlenmiş olmasının isabetli olmadığını ifade ederek, bu sürenin
taşınmazlar açısından yetersiz kaldığını ve takibin uzamasına neden
olduğunu belirterek, taşınırlar için bir yıllık, taşınmazlar için iki
yıllık süre öngörerek 128 a maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin
değiştirilmesini önermişse de, Adalet Komisyonunda bu fark kaldırılarak,
eskiden olduğu gibi kesinleşen kıymet takdirinin yapıldığı tarihten
itibaren iki yıl geçmedikçe yeniden kıymet takdiri istenemeyeceği şeklinde
128 a maddesi yeni -daha doğrusu 4949 sayılı kanunla yapılan değişiklikten
önceki- şekline kavuşmuştur.
IV- Kanunun 166ncı maddesinin ikinci
fıkrasının ikinci ve üçüncü cümlelerinde yapılan değişiklikle;
İflas kararının iflas dairesi tarafından
yurt düzeyinde tirajı en yüksek beş gazeteden birinde yayınlanmasına
ilişkin hüküm, ilanın yayınlanacağı gün hangi gazetelerin tirajı en yüksek
beş gazete olacağı önceden bilinmediğinden ve bilinmesi de mümkün
olmadığından, uygulamada ciddi sorunlara neden olmaktadır. Onun için, -4949
sayılı kanun ile yapılan değişiklikte- ilanın karar tarihinde tirajı en
yüksek beş gazeteden birinde yayınlanması imkanı getirilerek, bu sorunların
giderilmesi ve takiplerin uzamasının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.
5092 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle
ise, 166ncı maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan yurt
düzeyinde tirajı en yüksek beş gazeteden ibaresi tirajı ellibinin üzerinde
olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden şeklinde ve üçüncü
cümlesinde yer alan en yüksek ibaresi ellibinin üzerinde olan ve yurt
düzeyinde dağıtımı yapılan şeklinde değiştirilmiştir.
V- Kanunun 179/b maddesinin dördüncü
fıkrasında yapılan değişiklikle;
Erteleme süresi bir yıl olarak kabul edilmiş; mali durumun düzeltilmesi
ihtimalinin mevcut olması halinde, kayyımın raporları da dikkate alınarak bu
sürenin, 4949 sayılı kanun ile bir yıl daha uzatılabilmesine imkan
tanınarak, böylece, ertelemenin toplam iki yıl için yapılabilmesi kabul
edilmişken, 5092 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle madde kayyımın
verdiği raporlar dikkate alınarak mahkemece uygun görülecek süreler ile
uzatılabileceği, ancak uzatma sürelerinin toplamının dört yılı geçemeyeceği
kabul edilmiştir. Bu son değişiklik 5092 sayılı kanunun TBMMnde görüşülmesi
sırasında Adalet Komisyonu tarafından 4949 sayılı kanunla iflasın
ertelenmesi süreci iki yıl ile sınırlandırılmıştır. Oysa; bu süreç daha kısa
sürede tamamlanabileceği gibi, işletmenin büyüklüğüne, içinde bulunduğu
koşullara, ekonomideki oynamalara göre daha uzun da sürebilir. Bu sürenin
katı olarak uygulanması, kurtarılmasına çok az kalmış bir işletmenin, çok
kısa bir süreye daha ihtiyacı varken yasal zorunluluk nedeniyle iflası
sonucunu doğurabilir. Kaldı ki, bu süreç birçok dış ve iç faktörlere
bağlıdır. Örneğin; ülke ekonomisinin gidişatı, sektörel rekabet, düzenleyici
ve denetleyicilerin etkisi, sosyo ekonomik yapı ve mali sektörün etkisi gibi
dış faktörler ile organizasyonun büyüklüğü, yönetimin yeteneği, operasyonel
yetenek, faaliyetlere ilişkin alt yapı, işletme sermayesi ve tedariki gibi
birçok iç faktörler bu sürecin süresinin belirlenmesinde etkin olacaktır. Bu
nedenle sürenin her somut olayın kendi gelişim ve koşulları doğrultusunda
hakimin takdirine bırakılmasında yarar vardır. Zaten, kayyımlar vasıtasıyla
süreç hakimin kontrolü altındadır. Olumsuz gelişmeler olması halinde her
zaman süreyi keserek iflasa karar vermesi mümkündür. Keza, her erteleme ayrı
ayrı temyiz sürecine tabi olduğundan hakimin işlemleri de Yargıtayın
denetimi altındadır. Bu nedenlerle, sürenin sınırlandırılmasının düşünülen
faydalarından çok, ciddi sakıncaları bulunmaktadır. Yine de pratik olarak
erteleme süresinin uzatılmasına ilişkin bir üst sınır konulması gerekir ise;
bu süre bu konjonktürde en fazla dört yıl olmalıdır şeklinde
değiştirilmiştir.
VI-5092 sayılı kanun ile yapılan
değişiklikle; 2004 sayılı kanunun, Onikinci Babının başlığı KONKORDATO İLE
SERMAYE ŞİRKETLERİ VE KOOPERATİFLERİN UZLAŞMA YOLUYLA YENİDEN
YAPILANDIRILMASI olarak değiştirilmiştir.
VII-Kanunun 288inci maddesinin birinci
cümlesinde yapılan değişiklikle;
İcra ve İflas Kanununun 166ncı maddesinde
yapılan değişikliğe paralel olarak tetkik merciince mühletin, karar
tarihinde yurt sathında tirajı en yüksek beş gazeteden birinde ilan
olunacağı 4949 sayılı kanun ile öngörülmüşken, 5092 sayılı kanun ile
yapılan değişiklik sonucunda maddede yer alan yurt düzeyinde tirajı en
yüksek beş gazeteden ibaresi tirajı ellibinin üzerinde olan ve yurt
düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden şeklinde değiştirilmiştir.
VIII-Kanunun 302nci maddesinin ikinci
cümlesinde yapılan değişiklikle,
5092 sayılı kanun ile on günlük sürede dava
açmamanın yaptırımının alacaklının itiraza uğramış olan alacağının maddi
hukuk bakımından sona ermesi olmadığı, bu durumda sadece onun teminattan
yararlanma ve konkordatoyu feshettirme hakkının düştüğü açıklığa
kavuşturulmak amacıyla kanunun 302nci maddesinin ikinci cümlesi bu müddet
içerisinde dava açmayanların teminattan yararlanma ve konkordatoyu
feshettirme hakları düşer şeklinde değiştirilmiştir.
IX- Kanunun 309 b maddesinin birinci
fıkrasının (4) numaralı bendinde yapılan değişiklikle;
5092 sayılı kanun ile; 309 b maddesinin
birinci fıkrasının dört numaralı bendinde yer alan yurt düzeyinde
yayınlanan tirajı en yüksek beş gazeteden ibaresi tirajı ellibinin
üzerinde olan ve yurt düzeyinde dağıtımı yapılan gazetelerden şeklinde
değiştirilmiştir.
X-5092 sayılı kanun ile yapılan değişiklikle;
309 l maddesinden sonra gelmek üzere IV. SERMAYE ŞİRKETLERİ VE
KOOPERATİFLERİN UZLAŞMA YOLUYLA YENİDEN YAPILANDIRILMASI üst başlığı
altında 309 m ilâ 309 ü maddeleri eklenmiştir.
Kanuna eklenen 309 m - 309 ü hükümleriyle
sermaye şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden
yapılandırılması adı altında yeni bir kurum getirilmektedir. Bu kurum,
Dünyada son yıllarda geliştirilen ve ödeme güçlüğü içine düşen şirketlerin
iflasına karar vermek yoluna gidilip ekonomik hayattan silinmeleri yerine,
bu şirketlerin kurtarılmalarının mümkün olması durumunda faaliyetlerine
devam etmelerinin sağlanması düşüncesine dayanmaktadır. Getirilen düzenleme,
alacaklı ile borçluların karşılıklı olarak anlaşmaları şartına bağlanmıştır.
Bu göre, muaccel para borçlarını ödeyemeyecek durumda olan ya da mevcut ve
alacakları borçlarını karşılamaya yetmeyen veya böyle bir tehlikeyle karşı
karşıya kalması kuvvetle mıuhtemel olan sermaye şirketleri ve kooperatifler,
kanun tarafından öngörülen oranlarda alacağa sahip alacaklıların
çoğunluğuyla, borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda
uzlaşabilecektir. Sistem mahkeme denetiminde işlemekte ve uzlaşmanın tasdiki
veya reddi yargı organının müdahalesini gerektirmektedir. Böylece, özellikle
uzlaşmayı kabul etmemiş olan alacaklıların hak ve menfaatlerinin ihlal
edilmesinin önüne geçilmek istenmiştir. (Hükümet Gerekçesi).
Madde 309 m: Yeni kurum, konkordatodan farklı
olarak, bütün borçluları değil, sadece sermaye şirketleri ve kooperatifleri
kapsadığından,bir sermaye şirketinin ya da kooperatifin bu düzenlemeden
yararlanabilmesi için bunun aciz halinde olması veya böyle bir tehlike ile
karşı karşıya kalması kuvvetle muhtemel bulunması gerekmektedir. Şu halde,
sermaye şirketi veya kooperatif muaccel para borçlarını ödeyemeyecek durumda
olmalı veya mevcut ve alacakları borçlarını karşılamaya yetmemeli ya da
böyle bir duruma düşeceği konusunda kuvvetli emareler olmalıdır. Bu durumda
bulunan bir sermaye şirketi veya kooperatif, eğer belli oranda alacağa sahip
alacaklıların çoğunluğuyla borçlarının yeniden yapılandırılması konusunda
bir proje üzerinde anlaşabilirse, mahkemeye başvuracaktır.
Getirilen düzenlemeye göre; borçlu, bütün
alacaklılarıyla uzlaşmak zorunda olmayıp, sadece projeden etkilenen
alacaklılarla uzlaşması yeterlidir. Bu durumda, borçlunun bir kısım
alacaklılarla işlerini sürdürürken diğer bir kısım alacaklılarla borçlarını
yeniden yapılandırmak için uzlaşabilmesi mümkün kılınmaktadır. Ayrıca,
borçlunun benzer alacağa sahip alacaklılar arasında, alacaklı sınıfları
oluşturması da mümkündür. Ancak, bu durumda her alacaklı kategorisinin
projeyi gerekli çoğunlukla kabul etmesi gerekmektedir. Böylece borçluların
bu hükümlerden daha kolay yararlanmaları ve sistemin daha işlevsel olması
sağlanmıştır.
Madde 309 n: Maddede, yeniden yapılandırma
projesinde bulunması gereken hususlar sayılmıştır. Buna göre, yeniden
yapılandırma projesinde, projeden etkilenen alacaklıların tabi olacağı
koşullar ve bunlar arasında eşitliğin nasıl sağlanacağı, proje borçlusunun
taraf olduğu sözleşmelere ve malvarlığına etkisi, yeniden yapılandırma için
gerekli olması durumunda borçlunun kredi gibi finansman kaynaklarına
başvurabileceği, projenin uygulanabilirliğini sağlayacak diğer yöntemler,
tasdik kararından sonra projenin uygulanmasının kim tarafından, nasıl
denetleneceği ve projeyi reddeden alacaklının alacağının, bu alacaklı
projede kendi sınıfı için öngörülen haktan daha azını açıkça kabul etmediği
sürece, nitelik itibarıyla benzerlik gösteren alacaklılarla eşit muameleye
tabi olacağı gösterilmelidir. Projeyle birlikte alacaklıların hakları
korunmakta, yeniden yapılandırma için yapılması gerekenler düzenlenmekte,
projenin nasıl ve kim tarafından denetleneceği belirtilmektedir. Böylece bu
konularda başlangıçta alacaklılar ve borçlular arasında bir uzlaşma aranarak
ileride doğabilecek hak kayıpları engellenmektedir.
Madde 309 o: Maddede yeniden yapılandırma
başvurusuna eklenmesi gereken belgeler düzenlenmiştir. Maddede sayılan bilgi
ve belgeler esas itibariyle alacaklıları korumaya yöneliktir. Mahkemeye
sunulacak bu belgeler sayesinde mahkeme objektif olarak şirketin mali durumu
ve alacaklıların haklarının korunup korunmadığı hakkında bilgi sahibi
olabilecektir. Bu bilgi ve belgeler ileride başvurunun red veya tasdiki
konusunda bir karar verilirken mahkemece esas alınacaktır.
Madde 309 ö: Maddede başvuru üzerine
mahkemenin yapacağı işler ve alacağı koruma önlemleri düzenlenmiştir.
Mahkeme, başvuru üzerine, özellikle projeden etkilenen alacaklıların
haklarını koruyabilmeleri ve itirazlarını ileri sürebilmeleri amacıyla, otuz
gün içinde bir duruşma günü belirlemeli ve alacaklıları bu durumdan haberdar
etmek için ilanen duyuru yapmalı ve ayrıca duruşma gününü adresi bilinen
alacaklılara tebliğ etmelidir. Bununla birlikte, mahkeme borçluların
alacaklılara zarar vermesini önlemek amacıyla başvuru hakkında verilecek
nihai kararın kesinleşmesine kadar geçecek dönem için, borçlunun
malvarlığını korumaya yönelik ve borçlunun faaliyetleri bakımından gerekli
gördüğü tüm tedbirleri alabilir. Bu bağ-lamda mahkeme, bir ön duruşma günü
tayin edebilecek, borçlunun faaliyetlerinin sevk ve idaresini üstlenecek ya
da bu faaliyetleri denetleyecek olan ve lazım gelen bilgi ve tecrübeye sahip
olup, alacaklılar ve borçlu tarafından seçilmiş ve gerekli nitelikleri haiz
bir veya birkaç proje yöneticisi tayin edebilecek, etkilenen alacaklıların
6183 sayılı kanuna göre yapılanları da kapsayacak şekilde borçluya karşı
yapılan takiplerin durdurulmasına, yeni takip yapılmasının yasaklanmasına,
ihtiyati tedbir ve ihtiyati haciz kararlarının uygulanmamasına karar
verebilecektir. Ayrıca, borçlunun ihtiyaç duyması halinde, ara dönemde de
kredi gibi finansman araçlarına başvurabilmesi kabul edilerek, onun ekonomik
faaliyetlerine devam edebilmesi ve içinde bulunduğu zor durumdan daha çabuk
çıkabilmesi amaçlanmıştır.
Madde 309 p: Maddeyle, mahkemenin ilgililer
dinledikten ve diğer maddelerdeki şartların yerine getirildiğini tesbit
ettikten sonra başvurunun tasdikine veya reddine karar vermesi
düzenlenmiştir. Ancak, burada, tasdik kararı verilebilmesi için,
alacaklıları korumak amacıyla, projeyi reddetmiş olan alacaklıların projeyle
ellerine geçecek miktarın en az iflas tasfiyesi sonunda ellerine geçecek
miktara eşit olması şartı getirilmiş ve mahkeme kararına karşı temyiz yolu
kabul edilmiştir.
Ayrıca maddeyle, yeniden yapılandırma
projesinde öngörüldüğü takdirde, mahkemenin tasdik kararıyla birlikte borçlu
ile alacaklıların bu konudaki uzlaşmasını da dikkate alarak, yetkileri
sadece projenin yerine getirilmesine ilişkin esasları denetleyip
alacaklılara durumu düzenli olarak rapor etmekten ibaret olan bir veya
birkaç proje denetçisi tayin edebileceği esası getirilmiştir. Bu sayede
alacaklılar gelişmelerden haberdar olabilecek ve haklarını daha iyi
koruyabileceklerdir.
Madde 309 r: Başvurunun tasdikine ilişkin
kararın verilmesiyle, borçlu ve projeden etkilenen tüm alacaklıların projede
öngörülen esaslar dahilinde projeyle bağlı olacakları kabul edilmiş ve
başvurunun tasdiki talebinin reddine ilişkin mahkeme kararının verilmesiyle
durmuş olan takiplere ve davalara devam edilmesi esası benimsenmiştir.
Kararın temyiz incelemesi sonucunda
Yargıtayca bozulması üzerine projenin tasdik kararının icrasının
kendiliğinden duracağı, ayrıca bozma kararına kadar yapılan işlemlerin
geçerliliğini muhafaza edeceği hükme bağlanmıştır.
Madde 309 s: Maddeyle, İcra ve İflas
Kanununun 307nci maddesiyle 308inci maddesinin birinci fıkrasının
uygulanması kabul edilerek, yeniden yapılandırmanın tamamen feshine karar
verildiği ve bu karar kesinleştiği takdirde, projeden etkilenen
alacaklıların, durumun ilandan itibaren on gün içinde, tasdik kararını
vermiş olan mahkemeden borçlunun doğrudan doğruya iflasına karar verilmesini
isteyebilmeleri düzenlenmiştir.
Madde 309 ş: Maddeyle, uzlaşma yoluyla
yeniden yapılandırma projesinin tadil edilmesi kabul edilmiştir. Buna göre
projenin bir kısmının ihlali halinde, bu ihlal sadece bazı alacaklıları
etkiliyorsa, hakları ihlal edilen bu alacaklıların borçlu ile projenin
tadili konusunda anlaşmaya varmaları halinde, tadil edilmiş proje mahkemenin
tasdikine sunulacaktır. Projenin devamı için bu tadilatın yapılması zorunlu
ise ve tadil edilmiş proje hakları ihlal edilmiş olan alacaklıları, plandan
etkilenen diğer alacaklılardan daha uygun bir duruma getirmiyorsa, mahkeme
tadil edilmiş projeyi tasdik edecektir. Bu durumda, yeniden yapılandırma
projesinin tasdikine ilişkin usul, projenin tadili hakkında da
uygulanacaktır.
Madde 309 t: Maddeyle, projenin borçlu
tarafından uygulanmaması halinde durumun bu şekilde devam etmesi kabul
edilemeyeceğinden, süreci uzatmamak amacıyla borçlunun derhal iflasına karar
verilmesi öngörülmüştür. Ayrıca, mali durumu bozulan bankalar ve sigorta
şirketleri hakkında kendi özel kanunları uygulanacağından, sermaye
şirketleri ve kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasına
ilişkin hükümlere, bankalar ve sigorta şirketleri borçlu sıfatıyla
başvuramayacaklardır.
Madde 309 u: Maddeyle, sermaye şirketleri ve
kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasını kolaylaştırmak
amacıyla bir takım vergi istisnaları ve teşvik belgelerinde süre uzatımı
imkanı getirilmiştir.
Madde 309 ü: Hukuk sistemimize yeni giren bu
kurumun uygulanmasını kolaylaştırmak için, kanunun yayımı tarihinden
itibaren iki ay içinde, uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırmanın
uygulanmasını göstermek amacıyla Adalet Bakanlığınca bir yönetmelik
çıkarılması öngörülmüştür.
XI-Kanunun 334üncü maddesinde yapılan
değişiklikle;
5092 sayılı kanunla yapılan değişiklikle;
334üncü maddenin başlığı konkordatoda veya sermaye şirketleri ile
kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırılmasında yetkili
kimseleri hataya düşüren ya da konkordato veya uzlaşma yoluyla yeniden
yapılandırma koşullarına uymayan borçlunun cezası şeklinde
değiştirilmiştir.
Yine, 5092 sayılı kanun ile yapılan
değişiklikle 334üncü maddenin kapsamına sermaye şirketleriyle
kooperatiflerin uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma projesini tasdik
ettirmek için yetkili kişileri hataya düşüren veya projeye uymayarak zarara
sebebiyet veren borçluların cezalandırılması da alınmıştır.
XII- 2004 sayılı kanunun geçici beşinci
maddesinin (13), (16) ve (38) numaralı bendlerinde yapılan değişiklikle;
5092 sayılı kanunun 10uncu maddesiyle; 2004
sayılı kanunun beşinci maddesinin (13) numaralı bendi 68 b maddesinde
değişiklik yapan hükmü, kanunun yürürlüğe girmesinden sonra gönderilen hesap
özetleri ve ihtarnamelerde şeklinde değiştirilmiş ve ayrıca (16) numaralı
bendinde yer alan sözleşmelerde ibaresinden sonra de ibaresi ve (38)
numaralı bendinde yer alan davalarında ibaresinden sonra da ibaresi
eklenmiştir.
XIII- 2004 sayılı kanuna eklenen geçici (6)
madde ile;
5092 sayılı kanunun 11inci maddesiyle 2004
sayılı kanuna; bu kanunda yer alan icra tetkik mercii, tetkik mercii ve
mercii ibareleri icra mahkemesi, icra mercii hakimi ve mercii hakimi
ibareleri icra hakimi olarak değiştirilmiştir. Çeşitli mevzuatta icra
tetkik mercii ve hakimine yapılmış bulunan atıflar, icra mahkemesi ve
hakimine yapılmış sayılır şeklinde geçici madde eklenmiştir.
|